Su Kaplumbağalarının Yasaklanmasının Ardında Yatan Acı Gerçek
Bugün Kayseri’nin o güzel sabahında, kafamı biraz dağıtmak için dışarı çıktım. Şehrin o sert havası bana hep bir şeyleri hatırlatır; geçmişin karanlık köşe bucaklarını. Ama ne zaman su kaplumbağaları aklıma gelse, bir garip olurum. Bir an, yıllar önceki bir hatıra gelip yerleşir zihnime. Sanki her şey yeni başlıyormuş gibi…
O Minik Kaplumbağa
Bir zamanlar, su kaplumbağası almak hayatımda hiç düşünmediğim bir şeydi. Ama bir gün bir arkadaşım bana dedi ki: “Ya, bir tane su kaplumbağası al, çok eğlenceli. Evde bakabileceğin harika bir dost olur!” İşte o an bir şeyler değişti. İçimde bir heyecan dalgası yükseldi. O anı hatırlıyorum; aklımda ne vardı bilmiyorum ama, minik, yeşil bir kaplumbağanın yuvarlak kafasını ve o saf bakışlarını hayal ettim.
Bir haftada, bir akvaryum, bir kaplumbağa ve bolca umut almıştım. Her sabah, ona bakarken günümü aydınlatacak bir şeyler buluyordum. Onun sessiz dünyasında, ben bir tür huzuru yakalamıştım. Ama hiçbir zaman bilmediğim bir şey vardı; su kaplumbağalarının gerçek dünyadaki sorunları…
Yasaklanan Bir Hayal
Bir gün, internette gezinirken bir haber okudum: “Su kaplumbağaları yasaklandı!” İlk başta şok oldum. Neden böyle bir şey yapılır ki? O minik canlıları bir an önce alıp evine koyan herkes gibi ben de anlam veremedim. Hemen yerimden kalkıp internette araştırmaya başladım. Kaplumbağaların genetik yapıları, doğal yaşam alanları, bakımları derken, başım dönmeye başladı. Meğersem, su kaplumbağaları yalnızca minik bir ev dostu değilmiş, aynı zamanda ekosistem için büyük bir tehdit oluşturuyorlarmış.
Bunlar, insanlar tarafından bilinçsizce çoğaltılınca, doğada yerli hayvanların türleriyle karışıyor, onlar için yaşam alanlarını daraltıyormuş. Kayseri’nin o sade, güvenli havasında bile bu durumun tehlike yaratabileceğini hiç düşünmemiştim. İçimi bir hüzün kapladı; o minik kaplumbağama ne olacaktı? Her şeyin bir anda yasaklanması, nedenini bile tam olarak anlayamamak gerçekten zorlayıcıydı.
İçimdeki Hayal Kırıklığı
Bazen, insanların ne kadar aceleci ve yanlış kararlar alabildiğini görmek insanın içini acıtıyor. Su kaplumbağalarının yasaklanması, sadece onların değil, o hayali paylaşan herkesin bir kısmının yok olması gibiydi. Evime bakıp, o küçük akvaryuma göz attım. O an bana özgürlük, huzur, belki de bir kaçış sunuyordu. Şimdi bir yasakla, onun dünyasındaki her şey kısıtlanmıştı. Üzüldüm, evet; ama asıl üzülmem gereken şey, bu yasakların ardında bir anlam arayışımın bu kadar karmaşık ve zor bir gerçeklikle karşılaşmasıydı.
Yeni Bir Başlangıç
O günden sonra, su kaplumbağaları hakkında daha çok şey öğrendim. Yasakların ardında, doğa sevgisi ve çevre bilinci yatıyordu. İnsanların doğayı yanlış anlaması, ona zarar vermesi… Aslında bu, insanlık için çok daha büyük bir sorunun parçasıydı. Her yasak, insanların bilinçlenmesi için bir fırsattı. Bu durumun, bir noktada daha iyi bir çevre için faydalı olacağına dair bir umut doğdu içimde.
Ve şimdi, Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, minik kaplumbağama veda ettiğim o anı hatırlıyorum. Onu tekrar görmek belki mümkün olmayacak, ama bu yasaklardan çıkarabileceğimiz dersler var. Her şeye rağmen, doğayı sevmek ve onu korumak hepimizin sorumluluğu.
Geleceğe Umutla Bakmak
Hayatımda, o küçük su kaplumbağasının bana kattığı anlam çok büyüktü. Şimdi, belki de daha dikkatli bir şekilde, doğayı koruyarak yaşamak ve hayvanların yaşam alanlarını onlara bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Kaplumbağalar, doğada var oldukları sürece hep özgür olmalı. Bunu herkesin anlaması, belki de bu yasakların en değerli kazanımı olur.
Bazen hayal kırıklıkları insanı daha güçlü kılabilir. Kendi hatalarımızı ve yanlışlarımızı fark etmek, bazen büyük bir kayıp gibi gelse de, aslında çok değerli bir farkındalık yaratır. Ve o farkındalıkla, daha güzel bir dünya yaratmak mümkün olur.
Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, bir kaplumbağaya bakışım bir anlam kazandı. Artık, yasakların bir anlamı var, ama belki de onları kabullenmek, içsel olarak büyümek ve doğruyu bulmak önemli.